Buy Nothing Year / Satın almama yılı – 2016

2016 değişim yılı olsun istiyorum. Rutinlerden kurtulduğumuz, yeniliklere kapı açtığımız, geleceğe dair umutlarımızın arttığı bir yıl olmasını diliyorum. Dilek ve temenniler bazen yeterli olmuyor maalesef. Değişimi planlamak ve yönetmek gerekiyor. İstenen sonuca ulaşmak için de çaba göstermek şart. Ne demiş büyüklerimiz: “Emek olmadan yemek olmaz.”

Geçen yıl başlatmış olduğum bir değişim projesini 2016′ da tüm yıl uygulayarak bir değişimi kalıcı hale getirmek istiyorum. Şubat 2015′ te okuduğum bir yazıdan esinlenerek evde el sıkışmıştık: Hiçbir şey almıyoruz.

14 Şubat’ta başladık, tüketim çılgınlığının zirve yaptığı günü seçmiştik. Bu blog yazısını o gün de yazmak istedim ama başarısız olmaktan çekindim sanırım; sadece yakın çevreme duyurmuştum planımı. 7 ay boyunca hiçbir şey satın almadım kendime. Ayda yalnız bir kez dışarıda yemek yemeye izin vardı. Çocuklar plana dahil değildi tabii. Sonuçta büyüyorlar ve doğal olarak ihtiyaçları değişiyor. Eşim de yaklaşık 3 ay dayandı.

productmockup

Bu projedeki amacımı anlattığımda farklı tepkiler aldım. “Bu ülkede ne işin var? Mutlu olamazsın burada, git Küba’da yaşa” diyen bile oldu. Projemi destekleyen temel fikirler ve değerlerim şöyle:

  • Dünya düzeni ve ekonomi denilen şey tamamen bizim tüketmemiz üzerine kurulu ve ben bunun bir parçası olmak istemiyorum. Şöyle düşünelim: Bazı temel ihtiyaçlarımız var. Bir dönem insanlar avcı, toplayıcı bir topluluktu. İhtiyaçlarını daha kolay karşıladıkta nüfus arttı, nüfusu doyurmak için tarım keşfedildi, hayvanlar evcilleştirildi. Aile tarım toplumunda aile ihtiyaç fazlası tarım ürünlerini satar diğer tarım ürünlerini alırdı. Günümüzde tarım alanları giderek daralıyor. Ben bir üretim fabrikasında çalıştığım için müsterihim, çünkü bana göre günümüzde tüketimi hak etmek için birşeyler üretmemiz gerekiyor.
  • Bir şey satın aldığımızda onu parayla değil hayatımızda öderiz. Yani o parayı kazanmak için ayırdığımız zamanla. Örneğin son model bir araba alan, ücretli çalışan bir arkadaşı ele alalım. 120 bin TL değerindeki araba alan kişi ayda 4 bin TL kazanıyor diyelim. Bu kişi hayatının 2,5 yılını sorgusuz sualsiz, bir kalemde o otomotiv firmasına vermiştir. O firmanın gönüllü sponsoru olmuştur. Onun sayesinde maaşlar ödenir, ar-ge faaliyetleri yapılır, yeni yatırım kararları alınır. O ise işe gitmek için araba satın almıştır, araba borcunu ödeyebilmek için işe gitmek zorundadır.Köledir aslında o. Özgürlüğü elinden alınmıştır, haftada en az 45 saat çalışmak zorundadır. Insan beyninin oldukça gelişmiş olduğu fikrine katılmıyorum. Hangi akıllı insan çalıştığı şirketin daha zengin olması için çalışıp, başka firmaların daha çok kar etmesini sağlayacak lüks mallar alır ki? Biz küçük oyunlar ve bazen büyük başarılar kazandığımızı sanıp kendimizi kandırıyoruz. Unutmayın, sonuçta kumarhanede kazanan daima kasadır.
  • Tüketim insanın doğasından gelen bir olgu değildir, yani öğlenilen ve yapay bir alışkanlıktır. Temel ihtiyaçlar sınırlıdır ve kişiye göre değişmez. Ama istekler, arzular sınırsızdır. Duygusal olarak tatmin olmayan bireyler tüketime yönelir. 3 adet takım elbisesi olan bir adam bir de lacivert takım ister, ona gerçekten ihtiyacı yoktur. O takımı almadığında herhangi bir sağlık sorunu yaşamayacak, değil mi?   20 çift yazlık ayakkabısı olan bir kadın bir de beyaz topuklu ayakkabı alır; artık ayakkabıları koyacak yer kalmamıştır ve yeni bir ayakkabı dolabı alır. Yeni ayakkabı dolabı bir ihtiyaç mı sizce? Bence bunun adı israftır ve israf yerine çocuklara, geleceğe yatırım yapmayı, paylaşmayı tercih etmek gerek. Insanı tüketmek değil paylaşmak mutlu eder.
  • Her şey bir yana şu önermenin tersini kim ispat edebilir: “Hayatta en güzel şeyler bedavadır!” Örneğin sarılmak, gülümseme, öpmek, kahkaha atmak gibi eylemler. Aldığınız herhangi bir şey sizi bunlar kadar mutlu edemez. Aile, aşk, arkadaşlarınızı, dostlarınızı ya da güzel anıları para ile satın alamazsınız. Tatil, uçak bileti vs. alabilirsiniz ama güzel zaman geçirmeniz tamamen size ve çevrenizdekilere bağlıdır. Dünyanın en güzel yerine gitseniz bile, hastaysanız bütün günü odada geçirebilirsiniz. Ama aşıksanız sıvaları dökülmüş gariban odanızda bile mutlusunuzdur. Ya da uykusuzluk çektiğinizi düşünün, derin ve dinlendirici bir uyku sizin için en değerli şeydir.

Bunları bir düşünün derim. Belki siz de bir gün sohbetlerinizde Iphone almanın öneminden bahsetmeyi bırakırsınız. En az iki arabanız olmadan da yaşamanın mümkün olduğunu düşünmeye başlarsınız. Belki bir gün, trafikte gördüğünüz son model ciplere ağzınız sulanarak bakmayı bırakırsınız. Zengin olduğunuz için insanlar sizi kıskanır, özenir ama saygı duymazlar. Ne dediğiniz, ne yaptığınızdır fark yaratan. Kim olduğunuz değil, nasıl biri olduğunuz önemlidir. Para ve maddi şeyleri önemsemiyorum, para bana karşılıksız sevgiyi satın alamaz. Çok mu hayalperestim?  J.Lennon gibi hissetmek istiyorum, yalnız olmadığımı biliyorum.

20031127141909887_1

Evet, artan hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki adaletsizlik de destekleyici bir etken ama bu bir para biriktirme projesi değil. Bu tüketim alışkanlıklarımıza, normal sayılan ve bizlere dayatılan yaşam tarzına karşı bir MEYDAN OKUMA dır. Siz de kendinizce bir versiyonunu yaratıp uygulayabilirsiniz. Ben kendi kural ve sınırlarımı çizdim, 2016′ da hiçbir şey almayacağım! Elbette şu anda bile almak istediğim ve ihtiyacım olan bazı şeyler var. Onları almam da bazı şartlara bağlı. Yıl boyunca deneyimlerimi bu sayfadan paylaşacağım. Benzer projeler yapmış kişilerle ilgili yazacağım. Çevremle olan etkileşimi gözleyeceğim. 1 Ocak 2017 günü tekrar klavyenin başına oturup yazmak dileğiyle; bakalım ne kadar etkili bir proje olacak “Satın Almama Yılı”.

Sokaklarda bisiklet arabaya karşı

Arabaların arasında bisiklet kullanmak köpekbalıkları arasında yüzmek gibi bir şey. Arabalardan korkup bisiklet yerine arabayla işe gittiğimizde biz de köpekbalığı olmuyor muyuz?

bisikletim

Şehirlerimiz arabalar için tasarlanmaya devam ediyor ancak arabalar yaşam için tasarlanmıyor.

Otomobil bağımlılığı, toplumun en tehlikeli hastalığı.

Eğer her gün otomobil kullanıyorsanız, siz bir bağımlısınız ve artık özgürlüğün tadını unutmuşsunuz demektir.

Otomobil kullanan kişiler yaşadıkları şehirden soğuyorlar, çünkü trafikten bunalıyorlar. Bisikletle binen kişi ise her geçen gün daha kent-dostu oluyor ve yaşadığı yeri seviyor.

Petrol, otomobil ve inşaat sektörü de kentleri yaşanabilir bir hale getirmek için alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerektiğinin farkında, ancak çıkar ilişkileri var.

Bisiklete binen herkes şehrin insan-dostu tasarlanmadığını anlıyor.

Metal kutular tarafından işgal edilen şehirleri kurtarmanın bir yolu olmalı!

İsveçli yönetmen Fredrik Gertten, bir yerden başka bir yere gitmek için bisiklet kullanılan biryerde doğmuş ve dünyayı gezmeye başladığında bisikletin neden başka yerlerde bu kadar az kullanılıyor olmasına anlam verememiş.

Trafiğinden, kirli havasından ve stresten boğulduğumuz şehirlerimiz için çözüm: değişim.

Bisiklet, değişim için çok iyi bir araç. Dünya yeni bir sisteme doğru ilerliyor. Peki ama ekonomik gücü elinde tutanlar bu değişime izin…

View original post 229 kelime daha

A Complete Guide to Cycle Touring

Yolda olmanın eşsiz güzelliği…

The Wandering Nomads

How To Begin

1) Buy (or acquire) a bike.
2) Pick a direction.
3) Go.

It’s as simple as that. You will figure out what foods work best for you once you hit the road, just as you will figure out how amazing people are once you experience your first homestay with a stranger. Cycle touring is one of those things which you just can’t plan, because any plan you make is sure to change a hundred times over. Go out with a sense of openness and adventure, ready to wake up in a new place everyday, and I promise you that everything will work out. Don’t listen to the voices in your head (or the voices of those around you) telling you that you can’t do it, because it’s only impossible to those who have never tried.

A Day On The Road

Wake up in the morning and eat…

View original post 561 kelime daha

Kara Kuğu

Yaklaşık altı ay önce alıp bir miktar modifikasyon yaptığım bisikletimin öyküsünü anlatmak istiyorum. Kuğu gölü balesinde; tutkunun, hırsın, aşkın belirlediği karakteriyle siyah kuğu baş karakterdir. Baştan çıkarıcı bir dişi. Aynı zamanda benim bisikletimin adı oldu “Kara Kuğu”.

Karadul, karafatma, kara cahil, kara para, kara büyü, kara kış gibi olumsuz ve kötü anlamları çağrıştıran “kara” ile yapılmış çok ikilemeye ve birleşik kelimeye sahibiz. Türkçe’ ye “Siyah Kuğu” olarak aktarılmış Aronofsky’ nin filminde kişilik yarılması geçiren ana karakterin kötücül yanıdır o. Böyle bakıldığında aslında filmin Türkçesi “Kara Kuğu” olmalıydı. Diğer yandan; kara mizah, kara film, karadut, kara kızıl gibi sevdiğim ve karizmatik örmekler de var. Dolayısı ile bisikletime siyah yerine “Kara Kuğu” daha çok yakışacak.

Peki neden Kara Kuğu?

  •  Bisikletimin kadrosunun ve üzerindeki tüm komponent ve aksesuarların siyah olması (aldığım sele, bagaj, gidon sargısı ve çantalar siyah)
  • Kızımın Çaykovski’ ye olan ilgisi
  • Bisikletimin yükselen gidon boğazı ve ayarlanabilir kelebek gidonu ile bir kuğuya benzemesi
  • Kuğu’ nun genelde beyaz olup kara kuğunun az bulunur olması (özel) Aykırılık timsali.
  • Kuğu zerafetin sembolüdür. Bisikletim de 28″ tekerleri ile zarif görünüyor.
  • Kuğu bir kuş olmasına rağmen uçarken görmeyiz onu, su üzerinde süzülür. Bisiklet de yolda süzülüyor.

Başlangıçta bir tane dağ bisikletim varken ikinci bir bisiklet istemem garip gelebilir. Ancak dağ bisikletinin öne eğik pozisyonu ve biraz da yanlış kullanımım sebebiyle uzun turlardan sonra çektiğim bilek ağrısı ilk etken oldu. Ayrıca zaten bir tur merakı oluşmuştu. Etrafta da ince tekerlekli ve hatta sabit ön maşalı modellerle, bizimle patika patika gezenleri görünce tur bisikletine geçme isteği arttı. Çoğunlukla stabilize asfaltta biniyoruz. Uzun mesafe yaptığımızda akıcı bir bisiklet çok daha az yoruyor. MTB’ ye tadilat yapmak yerine yeni bir tur bisikleti çok daha verimli olur diye düşündüm ve arayışım başladı.

Dünya turcularını takip ediyorum, çoğunlukla çelik kadrolu modelleri tercih ediyorlar. Temel motivasyonları sağlamlık. Ayrıca çatlak, kırık vb. durumlarda Moğolistan’ ın ortasındaysanız bile çelik tamir olabiliyor. Ancak isim yapmış markalardan bir tur bisikleti maliyetli bir kalkışma. Tayland seyahatim sırasında gözümü karartmıştım, neredeyse alıyordum Trek 520′ yi, kısmet olmadı. Bir ara Surly LHT toplamayı düşündüm, hem masraf hem de uzun süre alacak olması gözümü korkuttu. Sonra Fuji Touring’ e yöneldim, onun da Türkiye’ ye gelişi gecikti. Mecburen hayalleri erteleyerek ucuz, 2. el alüminyum kadrolu şehir/tur bisikletlerine bakmaya başladım. Arkadaşlarımda görüp denediğim Merida Crossway modelini tercih ettim. Bu süreçte dostum Melih, ve Del Mundo tayfasından Halil çok destek oldu, sağ olsunlar. Aradığımı İzmir’ de buldum, 2012 model Merida Crossway 40V. Bisikletimin ilandaki hali böyleydi:

ilan

Yaptığım hesap ve incelemelere göre boyuma ve ve bacak boyuma en uygun kadro ölçüsü tur/trekking bisikleti için 52cm. MTB’ de 48cm, yol bisikletinde 56cm benim ölçüm. Ölçü olayı uzun yolda konfor için çok önemli. 2012 model bisikletimde alivio arka aktarıcı, acera fren ve vites kolları var, diğer ekipmanlar  tourney. Cantlarım Alexrims 2100, v fren. 11-32 8 arka vites var. Aynakol ise 28-38-48 dişliydi. İlk sahibi Maxxis Overdrive korumalı lastik takmış. Bontrager jelli sele ve Velo sünger elcikler orijinalinin yerini almış.

20150423_13141520150423_13171220150423_131735

Bir süre bindikten sonra ilk işim aynakolu değiştirmek oldu. Böylelikle tırmanışlar ve yüklü turlar için daha uygun viteslerim oldu. Yeni aynakol dişlilerim 24-32-42. Ardından düz gidonu, çok tutma pozisyonu sunan kelebek gidon ile değiştirdim. İstediğim konforu bulamayınca arkadaşım Kaan’ ın hediyesi gidon yükselticiyi taktım. Jelli sele güzel ama, benimki bayanlara daha uygun, dar bir modeldi.Turcuların favorisi Brooks B17 sipariş ettim.  Son olarak da uzun yolda performansa etki edeceği beklentisi ile kilitli pedal taktım. Yurtdışı siparişlerini birlikte verdiğimiz Ergin ile, şehir içinde de kullanmak için tek tarafı platform olan bir pedal seçtik.

20150423_13225020150423_13225920150423_131437

Kara kuğumun son hali işte böyle oldu:

20150423_132509

20150423_131944

Turculukta özellikle önem arz eden çanta ve bagaj konusunu sonraki bir yazıya bırakarak kara kuğum ve ben izninizi istiyoruz. Tüm okuyucuların dilediklerine böyle sevgiyle, emekle ve paylaşımla kavuşmalarını dilerim. Bizim de yollarımız düz olsun. Rüzgar hep arkamızdan essin. Tüm bisikletçi ve gezginlere bol muhabbetli, eğlenceli, yeni deneyimlere kapılar açan, güzel insanlarla dolu, uzun ama tez kavuşmalı yollar, yeni keşifler dilerim.

Mecburi yalnızlık

Yalnızca yaz aylarında mı spor yapılır, sadece hava koşulları uygunken mi bisiklete binilir? Sorunun cevabı her kişi için farklı olacaktır. Burası da kişisel bir blog olduğuna göre konuyla ilgili kişisel duygularımı paylaşmak istedim.

Geçen sene sonbahar geldiğinde kış aylarında da mümkün oldukça bisiklette aktif olmaya karar verdim. Aksi takdirde bu sene için belirlediğim hedeflerime ulaşamayacak, belki de kilo alacak, performansımda yeterli iyileşme olmayınca motivasyon kaybedecektim. Buna izin veremezdim. Kasım-Mart arası 4 ayda, 16 kez binip 520 km yapmışım.  Çok değil, ama hiç yoktan iyidir. Üstelik yeni yerler de keşfettim, maceracı arkadaşlarım sayesinde.

Bisiklet her ne kadar bireysel bir spor gibi düşünülse de tamamen sosyal bir aktivite bizim için. Ancak Mart ayında gelecek yoldaş olmadığından, 2 kez yalnız tur yaptım. Geçen bir hafta sonu 2 sabah üst üste bisiklete binmek dışında bir planım yoktu. “Sezonu açalım artık” diyen çok oldu ama gelen azdı. Bunun üzerinde18 Mart akşamı geldi.

Çanakkale Deniz Zaferi’ nin 100. yılı için bir anma turu düzenlenmişti. Bence çok önemli bir gün. Özellikle son dönemde yaşananlardan sonra böyle bir kutlamanın anlamı arttı. Eskişehir Bisiklet Derneği ( velESBİD ), motorcular ve vosvoscular ile birlikte çok güzel bir kortej ile tıpkı 8 Mart günü yaptıkları gibi güzel bir organizasyon oluşturdular. Davet etmeme rağmen yakın çevremden kimse gelmedi. Kalabalığın içinde bir başımaydım. Şehitlerimizi andık, düdük çaldık. Işıklarımız ile dikkat çektik. Evet, soğuktu. Yün içlik, rüzgarlık, polar ve yağmurluğu üst üste giydim. Turdan sonra durduğumuzda termostan çayımı içtim. Etrafta bu işlere gönül vermek dışında ortak noktası olmayan çok sayıda bisikletçi vardı. Etkinlikten sonra “Hadi hep birlikte bir şeyler içelim” diyorlardı. Çekilen fotolara bile iştirak etmedim. Neden bizden kimse yok, diye düşünce aldı beni.

Çevremdeki arkadaşlarımın davranışlarını duyarsız buluyorsam, bunu değiştirmek için bir şey yapmalıyım dedim. Twit attım, gruba mesaj attım, kesmedi bunu yazmaya karar verdim. Toplumsal olaylar konusunda herkes benim kadar hassas olmayabilir. Seksenlerde çocukluğunu, doksanlarda gençliğini yaşayan benim neslim için apolitik ve hatta içine kapanık olmak oldukça sık rastlanır bir durumdur. Ama artık bir şeylerin değişmesi lazım. Değişimi kendimden ve etrafımdan başlatmaya karar verdim. Artık duyarsız olmaya tahammülüm yok. Dedemi (annemin babası) hiç tanımadım, onun babasını da hiç tanımıyorum tabii. Ama Çanakkale’ de şehit olduğunu biliyorum. 100. yılında çıkmışım, onu ve diğerlerini anmışım çok mu?

baikalbicycle_01

Gelelim soğuk konusuna. Bir insanın soğuğu hissetmeden soğuktan şikayet etmesini doğal bulmuyorum. Konformizm özgürlüğün en büyük düşmanı. İnsan değil mi yüksekte, derinde, sıcakta, soğukta, çölde, ormanda yaşamanın bir yolunu bulan? Her sokağa çıkış bir risktir. Bir şeylerden çekindiğimiz için evde oturmaya devam edersek, aslında kendimizi hapsetmişizdir. İnsan kendi sınırlarını zorlamadıkça özgür ve üretken olamaz. Kontrol edebileceğimiz riskleri almazsak ilerlemek mümkün değil. P.Coelho’ nun şu güzel sözünü hatırlatayım: “Yalnızca güneşli günlerde yürürseniz, asla hedefe ulaşamazsınız”.

Hayatta oluşturduğum bir mottom da şudur: “Davete icabet etmeyen, davet bulamaz” Bir çağıran olduğunda özel bir neden yoksa onu kırmamak için elimden geleni yaparım. Bu hafta sonu o nedenle kimseyi davet etmiyorum. Bilmeleri için buradan yazıyorum. Umarım mesajım adresine ulaşır.

Nasıl Bir Bisiklet?

Bisiklet binmeye başladıktan bir süre sonra tanıştığım bir abi “Bir yıl içinde nasıl bir bisiklet istediğine karar vereceksin” demişti. Oysa ben 10 ay dolmadan ikinci bisikletime kavuştum. Hatta ileride çocukların kullanacağını öngörmesem ilk bisikletimi satışa çıkarmayı bile düşünebilirdim. Bu nedenle yeni bisiklet alacakları aydınlatması umuduyla bisiklet satın alma deneyimimi paylaşmaya karar verdim.

Öncelikle bisiklet almaya gittiğimizde – yetişkinlerden bahsediyorum – çoğumuz nerede kullanacağımızı net olarak bilmiyoruz. En azından ben öyleydim. Tek istediğim sağlık ve zindelik temel hedefiyle bir yerden başlamaktı. Henüz tur yapma fikrine kaptırmamıştım kendimi. Yanlış bir öngörü olmasına rağmen, çoğunlukla şehirde kullanacağımı söylediğimi de hatırlıyorum. Buna rağmen, bir dağ bisikleti aldım.

Siz benim gibi yapmayın. Nerelerde kullanacağınızı, bisikletle neler yapacağınızı kafanızda bir canlandırın. Şehir içi ulaşımda mı kullanacaksınız, yoksa yol yarışlarına mı katılmak istiyorsunuz? Dar patikalardan, toprak yollardan geçip, tırmanıp pastoral manzaralara mı ulaşmak istiyorsunuz, yoksa ülkeyi baştan başa kat etmek mi amacınız?

Aldığım Merida Matts 20V, giriş seviyesi bir dağ bisikleti. Dağ bisikleti, “mountain bike” ya da MTB’ nin temel özelliği sanılanın aksine lastikleri değildir. Bisikletin sahip olduğu kadro (gövde) yapısıdır. Bir MTB gövdesinde üstteki boru, yol bisikletinin tersine yere paralel değildir. Bazı bisikletlerde geniş bir açıyla bazılarında ise doğrudan arka göbeğe kadar uzanır. Dolayısı ile bisikletin ölçüsünü tayin eden, pedal dairesinin merkezinden sele altına uzanan boru daha kısadır. Bu kadro yapısında amaç dar alanlarda hareket kabiliyeti sağlamak, tırmanışları kolay yapmaktır. Siz çıkıp da, “Ben gidonu değiştiririm, yükseltirim. Arkaya bagaj takarım. İnce lastik takarım. Güzel bir sele alırım” diye düşünüp tur bisikletine çevirmeye uğraşsanız da, o MTB doğdu MTB kalacak. O nedenle ne tip bisikletler olduğuna bir göz atarak başlayalım.

yol

Yol bisikleti:
Bisikletle yol yapmak istediğinizde en büyük direnç aerodinamiktir. Yol bisikleti işte bu yüzden öne eğimli, agresif bir pozisyon sağlar. Sert zeminde sürtünmeyi azaltmak amacıyla silik lastiklere yüksek hava basıncı uygulanır. Çap 28″ dir. Genellikle önde iki vites vardır. Bu bisikletlerle tırmanış yapmak ciddi kondisyon gerektirir. Hafif olabilmesi için karbondan üretilmiş olanları vardır.

commuter

Şehir Bisikleti:
Bu bisiklet şehir içinde her gün işine bisikletle belli bir mesafe kat ederek ulaşanlar. Kısa mesafeler için de olsa çeşitli malzemeleri bisiklet üzerinde taşıyanlar için tasarlanmıştır. Sağlam bir malzemeden yapılmıştır. Biz küçükken Beldesan’ ın “Güçlü” diye bir modeli vardı. Gidon ile sele arasında çift paralel boru vardı. Bugün hala sokaklarda görüyorum, hatta evin badanasını yapan ustam tanıdığımdan beri her yere onunla gidip gelir. Ağır olsun varsın, arka bagaj ve çamurluklar bu bisikletlerin olmazsa olmazıdır. Literatürde “Commuter Bike” diye de geçer.

classic

Klasik şehir Bisikleti:
Kısa mesafeli şehir içi ulaşım, lay lay lom gezi için tasarlanmış, şık bisikletlerdir. Oldukça dik oturma pozisyonu sunar, konforludur. Yenilerinde gidon yüksekliği ayarlanır. Tutuş açısı sürücüye doğru bükük olduğundan daha kibar kesinlikle. Paçalar kirlenmesin diye zincir korumaları olmalıdır.

Capture

Dağ bisikleti: Yukarıda bahsettiğim gibi dar gövde açılarına sahiptir. Önde uzun mesafe esneyebilen amortisörlü maşaya sahiptir. Zor koşullarda sıkı frenleme yapabilmesi için bazılarında hidrolik disk fren vardır. Lastikleri kalındır, yana doğru dişleri açılır. Patikada çukura düşeceğim sanırsınız, lastik yandan kavrayıp gider. Önde pedala bağlı üç dişli vardır, dolayısıyla bu bisikletlerde vites sayısı 3′ ün katlarıdır (21-24-27-30 vb.) İlk vites dişlisi dik yokuşları tırmanabilmek için küçük tutulmuştur. Bütün bunlar dağda patikada avantaj sağlarken, yolda sizi yoracaktır. Esnek ve kıvrak bir sürüm için, düz bırakılmış gidonun pozisyonu alçaktır. Ülkemizde çok tercih edilir ama genellikle asfaltta sürülüyor maalesef.

hibrit

Hibrit Bisiklet:
“Cross” bisiklet diye de geçer. Bu modellerde yol ile dağ arası bir gövde açısı vardır. İkisinin kesişim kümesi bana göre. Kadronun ön kısmı daha yüksektir. Ayarlı gidonlar ile de yükseltilenleri vardır. Bazılarında dağ bisikletine benzer ön amortisör vardır. Yol bisikletlerindeki 28″ jantlar üzerine biraz daha kalın tur lastikleri ile ve dağ bisikletlerindeki vites sistemi ile donatılınca sizce de çok amaçlı bir bisiklet ortaya çıkmıyor mu? Ufak modifikasyonlar ile turcuların tercih ettiği bir modele dönüşecektir.

tour

Tur Bisikleti:
Bu tarzın amacı uzun yol yapmaktır. Bisiklet ile şehirler, ülkeler ve hatta kıtalar arası yolculuk yapan gezgin sayısı tahmin edilenin çok üstünde. Çevrenizdekiler bunu bir çılgınlık olarak görse bile, bazı ülkelerde özellikle gençler için son derece olağan. Bu bisikletlerin kişinin ergonomisine uygun, uzun yolda oluşabilecek ağrıları minimize edecek bir yapısı vardır. Genellikle çelik kullanılır kadrolarında. Geometrisi yol bisikletine benzer. Yük taşımak için güçlü ön ve arka bagajları vardır. Drop bar ya da kelebek şeklinde çok tutuş pozisyonu sağlayan gidon tercih edilir. Su taşıma kapasitesi de önemli tabii. Ayrıca jant telleri diğer bisikletlere göre sık örülmüştür, kırılma risklerini azaltmak için. Diğer bisikletler binekse bunlar kamyonettir. Yolda bırakmaz adamı.

dahon

Katlanır Bisiklet:
Katlandığında az yer kaplayan, hafif ve taşınabilir model. Hem pedallayan hem de toplu taşımayı kullanan büyük şehir sakinlerinin favorisi bu bence. Bazı gelişmiş modelleri son derece hızlı katlanabiliyor. Bisikletini bagajında taşımak ya da işte masasının altında saklamak isteyenler için ideal. Şaşırtıcı şekilde koca adamlar bu küçük tekerlekli bisikletler ile bayağı keyifli turlar yapmaktadır.

Bunlar dışında tandem, cyclocross, lowrider, bmx, cruiser ve fixie gibi çeşitler var. Kullanımları çok yaygın olmadığından kafanız karışmasın diye es geçiyorum. Amacım bisiklet almak isteyenlerin ufkunu açmak, kullanım şeklinin doğru belirlenmesinin önemini vurgulamaktı. Siz yeter ki nasıl bir bisiklet kullanıcısı olacağınıza karar verin, kendinize uygun bir model mutlaka bulunabilir. Artık sıra boy belirlemeye geldi. O da bir dahaki yazıda.

Tutkuyu Paylaşanlar

Bu bölümde bisiklete başladığımdan beri benimle yollarını birleştiren bazı dostlarımı tanıtacağım. Okuyunca tanıyanlar kimden bahsettiğimi anlayacaklar, ama izninizle aşırı kişisellikten kaçınmak adına, takma isim kullanacağım. Yine de riskli bir yazı. “Ben aslında öyle değilim! Ya sen nasılsın peki?” diyenler olabilir. Hatta “Beni böyle mi görüyorsun?” diye biri küsecek diye korkuyorum. Ve hatta “Beni yazmamışsın, aşk olsun” diyeceklere de bir cevap hazırlamalıyım. İnşallah birlikte daha çok turlarız, yeni etkinlikler yapar, kamplarda yemeğimizi paylaşır, uzun yollar aşarız. O zaman inşallah, o gözlemleri, o deneyimleri yazarım. Ayrıca internet ortamı ve yorum kısmı herkese açıktır, buyurun yazın.

manly-bike-tours

Sensey Bartu: Adam 45′ ini aşmış. Üniversite çağında oğlu var. Ama adam kurtlu kardeşim. Hafta ortasına gelmeden hafta sonu nereye gideceğini konuşmaya başlıyor. Eğer hiçbir planı yoksa, kendisinden daha kurtlu ve aynı zamanda dağcı arkadaşları ona bir kamp planı yaparlar. Cuma günü karar verip yola çıkıverirler. Kendisine zorlayıcı hedefler koyar, Ağrı dağı’ na tırmanmak, ya da Bozdağ’ a bisikletle çıkmak ister. Kilolu gibi görünse de keçi gibidir, kondisyonda çok kişiyi katlar. Eskişehir’ de bisikletçilerin sıkça gittikleri Kızılinler Köyü’ ne geçen Nisan ayında onunla gittik ilk defa. Yanında getirdiği erik kurularından ikram etmişti. İkinci turda kullanmadığı eldiven ve paça bandını hediye etti sağ olsun. Dönüşte lastiği patladı, yardım edemedim, bana “Git” dedi. “Geç kalma”. Cumartesi sabahları sık sık ormanda yürüyüp sohbet etmişliğimiz vardır. Dağcılık, motor ve doğa sporlarını seven bir duayen bir abimizdir vesselam. Bol alkollü kamplarına şimdiye kadar eşlik edememiş olsam da, onda bu enerji bende bu motivasyon oldukça daha çok takılırız sensey ile.

Çırpı Umut: Bu elemanı eskiden beri tanırım, öyle sporla ilgili biri değildi. İş yerinde mesaiye kaldığımda hep o da eşlik ederdi. İşini sevmek iyidir, işkolik olmamak şartıyla tabii. Bugün hala işkoliktir maalesef. Tanımayan biri onun bisiklet dostu olduğunu söyleyemez. Ama arkadaşlarını organize ederek bir grup kurmuştur. Gruba yeni kişiler katmak konusunda benden çok daha beceriklidir. Bisiklet hastalığını etrafa yaymıştır. Kendisi öyle hastadır ki, düşüp sakatlanmasına rağmen vazgeçmemiştir. Aman böyle devam etsin, dostlarla pedallamak bizim için ayrıcalıktır.

ARTI_bicycle_touring_winter-1

İ.Mahir Başgan: Bu elemanın olayını çözmek zordur. Sessizdir biraz, fazla konuşmaz. Aslında düşünüyorum da bu onun enerji depoladığının bir belirtisi olsa gerek. Onu pek bir şey heyecanlandıramaz, en azından dışarıya öyle hissettirir. Gel gelelim, yokuşta makineye bağlamış gibidir, çıkar da çıkar, inerken de bir cigara yakar. Güvenliğe yeterli önemi vermiyor olması sizi şaşırtacaktır. Zaman zaman motivasyonu yerlerde sürünürken, nasıl olur da bir insan her türlü bisiklet etkinliğine – uygun olmadığı halde – katılmak ister? Aslında pek bir şeye değer vermiyor gibi görünerek herkesi yanıltan bir maske takmaktadır. O kendinden çok çevresini, dostlarını, ihtiyacı olanları, engellileri düşünür. Mal edinmektense paylaşmaya önem verir. Özetle adamın hasıdır.

Yoldaş Yusuf: Neşelidir, aynı espriyi defalarca yapar, hiç sıkılmaz. Her seferinde de hunharca güler. Çok meraklıdır. Yaşının gerektirdiği olgunluk yerine gençlik tazeliği ve bazı konularda şevk, istek ve heves sahibidir. Ancak hiç beklenmedik anlarda, öz azmi onu yarı yolda bırakmıştır. Yine de güçlü hevesleri sayesinde bugün aşamadığı tepe ve zorluklarla pek yakında dalga geçeceğine eminim.

Katlanır Nuri: Sakın saç sakal birbirine karışmış haline bakıp da aldanmayın, benden gençtir. Hem de ne genç! Fotoğraf ortak ilgimiz sayesinde tanıştık. Ama ben onun fotokalitesinin yanından bile geçemem. O ne derinliktir, ne kontrasttır. Çok güzel vurgular barındırır fotoğrafları, siyah beyazın yalınlığı içerisinde. Fotoğraflarına çok sevdiğim britpop şarkılarının adlarını koymuştur. “Kel alaka” da olsa Suede ya da Manic Street Preachers şarkı isimlerinin fotoğrafa verildiğini görmek hoşuma giderdi. Morrissey sevgimiz bizim en ortak olan yanımızdır. Bisiklet ile ilgili blogunu okuyuncaya kadar öyle sanıyordum en azından. Katlanır bisikletine drop bar gidon takmıştır, yokuşları acımadan çıkar. Aktivisttir, bisikletli ulaşım gönüllüsüdür, polise bile kafa tutmuştur bu konuda. İnterneti onun estetik becerisiyle kullanmayı ne çok isterdim. Umarım Erdek’ de birlikte turlar, son kampta birer bira içeriz bir gün batımında.

Taktik Mustafa: Bisikletimi alırken görüşlerine başvurduğum kişiler arasındaydı. Hemen farklı olduğunu hissetmiştim. Okumayı, araştırmayı sever. Bugüne kadar teknik ile ilgili konuştuğum kişiler arasında en çok onun görüşlerine değer veririm. Sakindir hatta bazen içine kapanıktır. Toplumun ve koşulların getirdiği engel ve baskıları sırtında hisseder. Yakından biliyorum ki engelleri aşacaktır; geliştirmiş olduğu projesiyle bisiklet olayının zirvesine koşacak, zorlukları fırsata çevirecektir.

femalebikertakingbreak

De Hayde Mahmut: Bisiklet üzerinde taşıdığı hoparlörden Judas Priest çalar, etraftakiler dolduruşa gelir ve daha hızlı pedallar. Kahveye vardığımızda şort ya da tayt giyenlerle ilgili espriler yapar ya da girişimci ruhtan mahrum kalmış kahveciyle dalga geçer. Ekibin kahkaha dinamosudur. Bir gün bizden ayrılırsa, komedyen kadrosundan her takımda yer bulabilir kanımca.

Motorcu Muammer: İlk söyleyebileceğim özelliği çok sevilen bir eleman olmasıdır. Kendini çabuk sevdirir her ortamda. Her türlü muhabbete girebilir, entel ile entel, amele ile amele olur. Sahip olamadığım bu özelliğini ve onun gibileri hep kıskanmışımdır. Ama rol yapmaz, yanlışa yanlış der; baktı düzelmiyor, şapkasını alıp gitmeyi bilir. Diğer önemli özelliği – bu benimle çok benzeştiği için iyi arkadaş olduğumuzu düşünüyorum- keşfetmek, yeni deneyimler yaşamak, ufak riskler almak, yapılmayanı yapmak ister. Bunları yaparken insanlarla olabildiğince paylaşmak, duygularını yaymak arzusundadır. Allah onu ve bizleri arzuları içinde kalmış, istediklerini yapamamış gariplerden eylemesin diye dua etmek zorunda hissettim kendimi. Derinden de bir “Amin” çektim.

Okunduğumu bildiğim için dikkat etmeye çalıştım ama sürç-i lisan ettiysem affola. Görüşmek üzere…